24 Mayıs 2014 Cumartesi
Üzgün...
On beş yıllık bir ilişkiye nokta koyduğum gün üzgündüm, eve geldim haberleri açtım ve Soma' yı duydum.Onca ölümün, babasız kalan çocukların,eşsiz kalan kadınların, sönen hayatların arkasından biten bir ilişkiye ağlamaktan utandım.
Yazmak istedim yazamadım,okumadım, bakamadım,üzüldüm ama o insanlar için bir şey yapamadım kendimden utandım.Üzerinden neredeyse on gün geçti unutulmaya başlandı bile...
Umarım bir daha aynı acıları ülkemiz yaşamaz,onurları ile bir lokma ekmek parası için çalışan insanlar kaybetmeyiz.
Başımız sağ olsun...
Yazıyı yazarken deprem oldu, bir felaket daha hatırlattı kendini...Devamı olmaz inşallah...
Bence...
Hepimiz Allah'a emanet...
11 Mayıs 2014 Pazar
Çok Sevgili Annem...
Nasılsın? Beni soracak olursan idare ediyorum anne...Şu aralar biraz canım sıkkın; Neden dersen her şey üst üste geldi.
Ben hep doğruları yapmaya çalıştım anne, ama nasıl oldu bilmiyorum, güvendiğim ne varsa tepetaklak oldu.
Ben sadece ayakta kalmak istiyorum anneciğim, babam öldüğünde senin yaptığın gibi ayakta kalmak, hayattaki en değerli varlığıma sahip çıkabilmek istiyorum ama gücüm yok anneciğim...
Bunun yerine korktuğumda yaptığım gibi koltuğuna gelip yüzümü kucağına gömmek istiyorum. Elimi tutmanı, bana her şey yoluna girecek demeni...
Korkuyorum anneciğim hayattan, iyi kalamamaktan üzerimdeki en büyük sorumluluğu hakkıyla yerine getirememekten...
Her yıl zaten kötü geçiyor ama bu yıl sensizliği daha derin hissediyorum;anneciğim yanımda olmana o kadar ihtiyacım var ki...
Tam 16 yıl oldu sen gideli biliyorum ki bir 16 yıl geçse dahi sensizlik hiç alışılmayacak.
Anne, önümde çok güç bir sınav var. Bana yardım et; senin gibi olabileyim ayakta kalabileyim.
Seni çok özledim...
Kızın...
Ben hep doğruları yapmaya çalıştım anne, ama nasıl oldu bilmiyorum, güvendiğim ne varsa tepetaklak oldu.
Ben sadece ayakta kalmak istiyorum anneciğim, babam öldüğünde senin yaptığın gibi ayakta kalmak, hayattaki en değerli varlığıma sahip çıkabilmek istiyorum ama gücüm yok anneciğim...
Bunun yerine korktuğumda yaptığım gibi koltuğuna gelip yüzümü kucağına gömmek istiyorum. Elimi tutmanı, bana her şey yoluna girecek demeni...
Korkuyorum anneciğim hayattan, iyi kalamamaktan üzerimdeki en büyük sorumluluğu hakkıyla yerine getirememekten...
Her yıl zaten kötü geçiyor ama bu yıl sensizliği daha derin hissediyorum;anneciğim yanımda olmana o kadar ihtiyacım var ki...
Tam 16 yıl oldu sen gideli biliyorum ki bir 16 yıl geçse dahi sensizlik hiç alışılmayacak.
Anne, önümde çok güç bir sınav var. Bana yardım et; senin gibi olabileyim ayakta kalabileyim.
Seni çok özledim...
Kızın...
8 Mart 2014 Cumartesi
Hayatın İçinden Bazı kadınlar...
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü...
157 yıl önce bugün çoğu kadın 129 kişi sadece biraz daha iyi koşullar istedikleri için can verdi.Bugün kadınların çoğu hala, biraz daha iyi hayatlar için uğraşıyor.Kız evlat,kardeş, anne olan bazen sadece hayata karşı yalnız bırakılan,daha korkuncu ise hakarete,dayağa ve ölüme maruz kalan kadınlar;bazen sadece kendi fikirlerini söyledikleri için,bazen sadece sevdikleri için,bazen sadece bir erkeğin istediği her şeyi kabul etmedikleri için bazen sadece kadın oldukları için...
Gazetelerin üçüncü sayfası bu hikayelerle dolu hayatlarındaki erkeklerden işkence gören kadınlarla, birde gazetelere yansımayanlar var.Aşağıda bahsedeceğim kadınların bir çoğu tanıdığım insanlar ve biri de benim hikayem.Okumuşu,okumamışı,çalışanı,çalışmayanı var.Çok farklı oldukları noktalarda var ama bir çok ortak noktaları da var;hepsi mücadele ediyor,hepsi kadın...
E... Yaş 28:Çok sevdiği kocası tarafından ailesi istemiyor diye 8 aylık bebeğiyle yalnız bırakılan bir kadın bir hafta önce boşanma kararı kesinleşti.Ayrıldıkları gün eski kocası aslında bu şekilde yaşayabileceklerini öne sürdü.E... eş olmaya değil metres olmaya uygun görüldü kocası tarafından, hala şokta...
H... Yaş 58:İlk torununu kucaklamaya hazırlanan bu kadın,kocası tarafından çok daha genç bir kadın yüzünden beş parasız,eşyasız kızıyla sokağa atıldı.Evlere temizliğe gitti,çocuk baktı kızını yetiştirdi.Kocasından öldü olarak bahsediyor...
Y... Yaş 43:Kocası bütün geleceklerini yanlış yollarda harcadı. Nafakasız, yardımsız iki kızını kendi gibi güçlü bir kadın haline getirmeye çalışıyor.
N... Yaş 18:İki aydır hastanede doktorlar nesi olduğunu bir türlü bulamıyorlar.Hala gülümseyerek hayata karşı umut dolu.
Ö... Yaş 27:İlk eşinden ayrıldıktan sonra yeniden mutluluğa yelken açtı.Düğününe üç ay kala kanser yapıştı yakasına;mücadele ediyor.
H... Yaş 17:Genç kızlığın bütün heyecanlarını duyduğu bu dönemde hayatının sınavına hazırlanıyor.Okuyan, düşünen, konuşan bir kadının ahlaksız sayıldığı bir ülke olmaya hızla yol aldığımız günlerde geleceğini inşa etmeye çalışıyor.
N... Yaş 34:Kocası özgürlüğünü istediği için boşanıyorlar.Çözülemeyecek bir dertleri olmadığını düşünmesine rağmen karara saygı duydu.Hayatın ona ne getireceği belirsiz ama ayakta kalmaya azimli.
Z... Yaş 40:Üç aylık bebeğiyle bir başına kaldı, kocası onu dolandırıp gittiğinde;hem anne hem baba oldu, yıllar sonra yeniden güvenmeye karar verdi.Umutlu...
G... Yaş 7:Hayatı paramparça olmak üzere.Henüz bilmiyor.
F... Yaş 45:Maddi sorunlar hiç yakasını bırakmadı.Kocası kaçtı o hala çocuklarının başında.
T... Yaş 34:Yıllardır ayağını sağlam basıyor.Kocasının işi,hastalığı,depresyonu hiç bitmedi,hiç destek görmedi ama hala destek oluyor.
B... Yaş 32:Yıllardır devam eden ilişkisine isim koymak istediği için terk edildi.Çektiği acıyla mücadelesi sürüyor.
Bence...
Bütün kadınların ve kendini kadın hissedenlerin Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun.
24 Aralık 2013 Salı
Yeni Yılım Yine Kutlu Olsun...
Pek Sevgili Ben;
Yine bir doğum günü-yılbaşı haftasına girmiş bulunmaktayız.2013'ten o kadar bıkmış durumdayım ki bu sene bitsin bir an önce diye dua etmekteyim...Nedeni ise hem iş, hem eş, hem sağlık, hem aile tam anlamıyla dibe vurdu benim hayatımda.Allah beterinden saklasın diye umuyor yeni yaşıma ve 2014'e kucak açıyorum.
Hayırlısıyla,neşeyle,huzurla,sağlıkla bir an önce kavuşmamızı diliyorum.
İşte bütün haşmetiyle Oğlak burcu:
21 Aralık-21 Ocak tarihlerinde doğan şanslı kişilerdir.Kemiklerin burcu olarak sağlam kemiklere,düzgün yüz hatlarına,sağlam ve düzgün dişlere sahip olurlar.Satürn tarafından yönetilirler.Toprak grubunun bir üyesi olarak diğer toprak burçları olan boğa ve başaklarla iyi anlaşırlar,koçlarla geçinemez,aslanları gösterişçi,yengeç ve kovaları zayıf bulurlar.Uçarı ikizlerin coşkulu ve hesapsız kimi hareketlerine ise daha çok tahammül ederler. Terazilere kimi zaman çok kızsalarda yeteneklerini ve zekalarını takdir ederler,yay ve akrepler ise iyidir,iyi...(En yakınlarım)
Oğlak mantığın,plan programın burcudur, ani kararlar,düşünmeden atılan adımlar,hayalcilik onlara göre değildir.Kimseyle içli dışlı olmazlar mesafeyi severler hatta çoğunlukla yanlızdırlar ama bu onları rahatsız etmez.Organizasyon ve liderlik onlara göredir,mesleklerini ve kariyerlerini önemsemelerine rağmen asıl sevdikleri statüdür;eğer eşlerinin bunu onlara sağlayacağını düşünürlerse kendi kariyerlerini bırakıp onunkine yoğunlaşabilirler.Analiz yetenekleri gelişmiştir,zekidir,dürüsttür,zor dost olur ama güvenilir dost olur.
Yaşamayı-eğlenmeyi pek bilmez,inatçı ve dikkafalıdır,bazı konularda taktığı at gözlüklerini çıkarmamakta inat ederler,maddiyatçıdır ve cimrilik derecesinde tutumludur.Bir durumla karşılıştığında kendisine sağlayacağı faydaları araştırıp bulmakta ustadır.Amacına ulaşmak için hırsla çalışır.Karamsar ve kötümserdir.
Kimse hakkında kötü düşünmez, ama kendine kötülük yapılmasına izin vermez dedikodu yapmaz, yapılanlada ilgilenmez.Ailesine bağlıdır.
Bütün oğlakların ve oğlak olmayanların yeni yılı kutlu olsun.
Bence;
Hoşgeldin 2014;2013 kahrol emi...
12 Ekim 2013 Cumartesi
Mutlu Bayramlar...
Bayram geldi...Bayramı tatil fırsatı olarak görüp kaçıyorum uzaklara...
Dönüşte Foça tanıtımı demek bu...
Herkese iyi bayramlar...
Bence
Pek bi havaya girdim galiba...Sanki herkes beni bekliyor okumak için...Neyse düşüncesi bile güzel
27 Ağustos 2013 Salı
Tatil Bitti!!! Yaşasın Sonbahar...
Yoğun geçen yaz aylarının ardından kışa hazırlıklar devam ederken, şöyle bir kapanış yazısı yazalım dedim...
Bu yazı da yine güneye inmeden kuzeyde geçirdik ve bu sayede ülkemizdeki en güzel interaktif müzelerden birini gezmiş oldum...
Hazır mısınız? İşte geliyor...
Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi...
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda yer alan merkez, Haziran 2012 yılından beri hizmet vermekte...
Belli sayıda gruplar halinde rehber eşliğinde gezilen 11 adet salon sizi tarihte bir yolculuğa çıkartıyor. Salonlar I. Dünya Savaşı'nın hangi şartlarda oluştuğuyla başlayıp, Çanakkale Savaşları ve devamında Kurtuluş Savaşı ile devam edip günümüzde sona eriyor.
11 salondan ikisi üç boyutlu, birde Gök kubbe salonu adı verilen bir salon var ki kendisi benim favorim olmuş durumda...
Salonlar son teknoloji kullanarak yapılmış ve son derece modern ve gezmesi çok zevkli, tek takıldığım nokta Mustafa Kemal Atatürk'ün başarıları biraz görmezden gelinmiş. Sanki sadece bahsetmek zorunda oldukları için bahsediyorlar, biraz daha ayrıntıya girilmeliydi bence...
Yaklaşık bir saatlik turun ardından çıkışta o dönemden kalmış eşyaları, mektupları görebileceğiniz bir sergi salonu var...
Merkezin dışında yer alan merdivenler gözünüzü korkutmasın muhakkak çıkın, ulaşacağınız seyir terasından muhteşem bir manzara yer almakta...
Gösteriyi izlerken çekim yapmak ya da fotoğraf çekmek yasak,Giriş ücret 13 tl. belli bir yaşın altındaki çocuklara bedava, öğrenci ve öğretmenler içinse indirimler mevcut, Kültür Bakanlığına ait olmadığından dolayı müzekart geçersiz, grup halinde ziyaret etmek isterseniz ya da yer bulmak için endişeleriniz varsa randevu almanız gerekiyor...
Ayrıca milli parkta görebileceğiniz bir çok alanda mevcut...
Bence...
O taraflara yolunuz düşerse gidilmesi gereken bir mekan. Sakın atlamayın...
Bu yazı da yine güneye inmeden kuzeyde geçirdik ve bu sayede ülkemizdeki en güzel interaktif müzelerden birini gezmiş oldum...
Hazır mısınız? İşte geliyor...
Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi...
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda yer alan merkez, Haziran 2012 yılından beri hizmet vermekte...
Belli sayıda gruplar halinde rehber eşliğinde gezilen 11 adet salon sizi tarihte bir yolculuğa çıkartıyor. Salonlar I. Dünya Savaşı'nın hangi şartlarda oluştuğuyla başlayıp, Çanakkale Savaşları ve devamında Kurtuluş Savaşı ile devam edip günümüzde sona eriyor.
11 salondan ikisi üç boyutlu, birde Gök kubbe salonu adı verilen bir salon var ki kendisi benim favorim olmuş durumda...
Salonlar son teknoloji kullanarak yapılmış ve son derece modern ve gezmesi çok zevkli, tek takıldığım nokta Mustafa Kemal Atatürk'ün başarıları biraz görmezden gelinmiş. Sanki sadece bahsetmek zorunda oldukları için bahsediyorlar, biraz daha ayrıntıya girilmeliydi bence...
Yaklaşık bir saatlik turun ardından çıkışta o dönemden kalmış eşyaları, mektupları görebileceğiniz bir sergi salonu var...
Ayrıca giriş salonunda bulunan hediyelik eşya reyonundan bir çok hatıra alabilirsiniz ama doğrudan merkezi tanıtan bir obje yok genelde hep alıştığımız tanıdığımız objeler ve bence merkeze yakışmayan bir kaliteye sahipler.
Merkezin dışında yer alan merdivenler gözünüzü korkutmasın muhakkak çıkın, ulaşacağınız seyir terasından muhteşem bir manzara yer almakta...
Gösteriyi izlerken çekim yapmak ya da fotoğraf çekmek yasak,Giriş ücret 13 tl. belli bir yaşın altındaki çocuklara bedava, öğrenci ve öğretmenler içinse indirimler mevcut, Kültür Bakanlığına ait olmadığından dolayı müzekart geçersiz, grup halinde ziyaret etmek isterseniz ya da yer bulmak için endişeleriniz varsa randevu almanız gerekiyor...
Ayrıca milli parkta görebileceğiniz bir çok alanda mevcut...
Bence...
O taraflara yolunuz düşerse gidilmesi gereken bir mekan. Sakın atlamayın...
20 Mayıs 2013 Pazartesi
K.K.T.C Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşeyin Bazıları...
Bahar aylarına merhaba dediğimiz şu yazıda bahsettiğim gibi yılın ilk tatiline çıktım...
Tamam tatilin kötüsü olmaz ama bu muhteşemdi;bir kere hava çok güzeldi ara sıra yağmur yağsa da hemen arkasından yüzünü gösteren ve tatlı tatlı ısıtan güneş bizi hiç bunaltmadan gezmemizi sağladı...
Dört günlük kısa tatilimize uçak yolculuğuyla başladık,yaklaşık bir saat beş dakika süren olaysız yolculuktan sonra Ercan havaalanına indik.Bizim kalacağımız yer Girne'de olduğundan dolayı ulaşım problemini taksi tutarak çözdük.Bir saat kadar süren yol için 80 lira ödedik, biz kalabalık olduğumuz için mantıklı bir harcama oldu, ama az sayıda kişiyseniz Kıbhas adı verilen havaalanı otobüslerini kullanabilirsiniz.
Girne'ye varır varmaz bavullar odaya biz sokağa şeklinde dışarı çıktık;ilk hedefimiz Girne Limanı ve devamındaki Girne Kalesi oldu...
Girne Limanı için söylenecek bir söz yok,iki yanı restoran ve dükkanlarla dolu,muhteşem bir deniz manzarası eşliğinde yemek yiyebileceğiniz ve alış veriş yapabileceğiniz bir mekan.Fiyatlar mevsimle alakalı mı bilmiyorum ama limanda yiyeceğiniz balıklı-içkili bir akşam yemeği için kişi başı 100 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Alış veriş yapmak istiyorsanız,limanda daha çok hediyelik eşyalar mevcut;klasik magnet, kupa,kültablası gibi hediyelikleri 5-15 lira arasında bulabiliyorsunuz...
Kıyafet,çanta,ayakkabı gibi alışverişler için, Girne çarşısı emrinize amade...Kimi dükkanlarda fiyatler oldukça uçuk olsada dolaştıkça makul fiyatlı dükkanlarda mevcut.Bu arada bir not dükkanlarda ki arkadaşlar hiç canayakın ya da güleryüzlü değiller, sanki zorla satıyorlarmış gibi bir havaları var,hiç ama hiç hoşuma gitmedi...
Neyse biz yine kaleye dönelim...
Limanın sonunda yer alan kale M.S. 7yy'da yapılmış.Kral I.Richard Kudüs'e sefere giderken arada Kıbrıs'ı da alıvermiş, önce Tapınak Şövalyeleri'ne ardından Kudüs'ü kaybedince tahtsız kalan Guy de Lusignan'a satmış.Lüzinyalı Guy dediğimiz bu arkadaş 300 yıl kadar sürecek bir hanedan kurmuş ve Kıbrıs Krallığını yönetmiş.1489 da kraliçe Caterina Cornaro adayı Venediklilere satmış sonra da Osmanlı gelip onların elinden almış.
Lüzinyan Hanedanlığı sırasında kale en parlak dönemlerini yaşamış.
Eğer kaleye giderseniz gezmek için epey bir zaman harcayın zira oldukça büyük.Bünyesinde gezilebilecek bir çok salon ve sergi barındırmakta,üstelik surların üstünde süper bir Girne manzarasıda sizleri beklemekte...Sadece bir uyarı sağlam bir ayakkabı giyin benim gibi parmak arası terlikle giderseniz dolaşmak çok kolay olmuyor.
Ertesi günümüz Gazimağusa kentinde geçti.Girne ve Mağusa arası yaklaşık 45 dakika, ulaşım için kombosları kullandık.
Kişi başı 10 lira gibi bir ücretle gidebiliyorsunuz fakat dönüş için yer ayarlamayı unutmayın çünkü belli bir saatten sonra araç yok.İsterseniz taksi ve araç kiralama gibi seçenekleride değerlendirebilirsiniz ama taksi pahalıya geliyor,trafiğin soldan aktığını düşünürsek araç kiralamak daha da pahalıya gelebilir.
Neyse Mağusa'da en ilgi çekici yer Kaleiçi denilen mekan, aslında Kapalı Maraş'ta çok değişik ve hüzünlü ama girmek ve dolaşmak yasak olduğu için geçiyoruz ve Kaleiçine dönüyoruz.
Kaleiçi eski taş sokakları ve evleriyle tam bir eski-kent havası çizmekte.Burada içini görmek nasip olmayan St.Peter-St.Paul Katedrali ve eski adı St.Nicolas Katedrali olan şimdiyse Lala Mustafa Paşa Camiisi olarak bilinen yapıyı gezmek mümkün.
Fiyatlar bu mıntıkada Girne'ye nazaran daha pahalı ama benim gitmediğim şehir içinde durum nedir açıkçası bilmiyorum.
Deniz sevenlere bir not:Girne'de kumsaldan denize girmek mümkün değil, buna karşılık Mağusa dünyanın en güzel plajlarından birine sahip.
Diğer iki günümüz yine Girne'yi sokak sokak dolaşarak geçtiğinden dolayı ayrıntıları burada kesiyorum ve ne yenir-ne içilir kısmına dalış yapıyorum...
Sonuçta bir adadan hemde akdenizde bir adadan bahsediyoruz bu sebeple balık,zeytin ve zeytinyağı önemli bir rol oynuyor.Üçüde benim ilk sıralarımda yer almadığı için yorum yapmadan geçiyorum...
İçinde şeftali olmayan şeftali kebabı,türk kahvesine nazaran daha yumuşak içimli con kahvesi,envayi çeşidi olmasına rağmen cevizlisi favorim olan macunları(bir nevi reçel) ve olmazsa olmaz hellim peynirleri Kıbrıs'ın en ünlü damak tatları...
Gelelim gece hayatına;-18 yaşından küçükler bu paragrafı atlayarak aşağılara devam etsinler lütfen-mevsime bağlı olarak ortalık çok kabalık değildi.Barlar ve restoranlar dışında kumarhaneleri ile ünlü olana adaya bir çok insan kumar oynamak için geliyor.Hemen hemen her büyük otelin kumarhanesi mevcut.25 yaşından küçüklerin,orada öğrenim görenlerin ve K.K.T.C vatandaşlarının giremediği kumarhanelerde sıkı giyim kuşam kuralları var.Bazılarında girişte kimlik sorulduğu kumarhanelerde içecek-yiyevek bedava.Büyük masaların ve küçük masaların olduğu canlı oyunlar dışında,para ya da jeton atılan makinelerde mevcut.Kumar kötülüklerin anasıdır asla oynamayın diye sosyal mesajımı vererek bu konudan uzaklaşıyorum.
Bol yürüyüş ve dinlenmeyle geçen ve moral depoladığımız süper ötesi tatilimizi gece uçağıyla dönerek noktaladık...
Bence,
Hayatta bir kere bile olsa gidilip görülmesi gereken yerlerden biri...
Tamam tatilin kötüsü olmaz ama bu muhteşemdi;bir kere hava çok güzeldi ara sıra yağmur yağsa da hemen arkasından yüzünü gösteren ve tatlı tatlı ısıtan güneş bizi hiç bunaltmadan gezmemizi sağladı...
Dört günlük kısa tatilimize uçak yolculuğuyla başladık,yaklaşık bir saat beş dakika süren olaysız yolculuktan sonra Ercan havaalanına indik.Bizim kalacağımız yer Girne'de olduğundan dolayı ulaşım problemini taksi tutarak çözdük.Bir saat kadar süren yol için 80 lira ödedik, biz kalabalık olduğumuz için mantıklı bir harcama oldu, ama az sayıda kişiyseniz Kıbhas adı verilen havaalanı otobüslerini kullanabilirsiniz.
Girne'ye varır varmaz bavullar odaya biz sokağa şeklinde dışarı çıktık;ilk hedefimiz Girne Limanı ve devamındaki Girne Kalesi oldu...
Girne Limanı için söylenecek bir söz yok,iki yanı restoran ve dükkanlarla dolu,muhteşem bir deniz manzarası eşliğinde yemek yiyebileceğiniz ve alış veriş yapabileceğiniz bir mekan.Fiyatlar mevsimle alakalı mı bilmiyorum ama limanda yiyeceğiniz balıklı-içkili bir akşam yemeği için kişi başı 100 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Alış veriş yapmak istiyorsanız,limanda daha çok hediyelik eşyalar mevcut;klasik magnet, kupa,kültablası gibi hediyelikleri 5-15 lira arasında bulabiliyorsunuz...
Kıyafet,çanta,ayakkabı gibi alışverişler için, Girne çarşısı emrinize amade...Kimi dükkanlarda fiyatler oldukça uçuk olsada dolaştıkça makul fiyatlı dükkanlarda mevcut.Bu arada bir not dükkanlarda ki arkadaşlar hiç canayakın ya da güleryüzlü değiller, sanki zorla satıyorlarmış gibi bir havaları var,hiç ama hiç hoşuma gitmedi...
Neyse biz yine kaleye dönelim...
Limanın sonunda yer alan kale M.S. 7yy'da yapılmış.Kral I.Richard Kudüs'e sefere giderken arada Kıbrıs'ı da alıvermiş, önce Tapınak Şövalyeleri'ne ardından Kudüs'ü kaybedince tahtsız kalan Guy de Lusignan'a satmış.Lüzinyalı Guy dediğimiz bu arkadaş 300 yıl kadar sürecek bir hanedan kurmuş ve Kıbrıs Krallığını yönetmiş.1489 da kraliçe Caterina Cornaro adayı Venediklilere satmış sonra da Osmanlı gelip onların elinden almış.
Lüzinyan Hanedanlığı sırasında kale en parlak dönemlerini yaşamış.
Eğer kaleye giderseniz gezmek için epey bir zaman harcayın zira oldukça büyük.Bünyesinde gezilebilecek bir çok salon ve sergi barındırmakta,üstelik surların üstünde süper bir Girne manzarasıda sizleri beklemekte...Sadece bir uyarı sağlam bir ayakkabı giyin benim gibi parmak arası terlikle giderseniz dolaşmak çok kolay olmuyor.
Ertesi günümüz Gazimağusa kentinde geçti.Girne ve Mağusa arası yaklaşık 45 dakika, ulaşım için kombosları kullandık.
Kişi başı 10 lira gibi bir ücretle gidebiliyorsunuz fakat dönüş için yer ayarlamayı unutmayın çünkü belli bir saatten sonra araç yok.İsterseniz taksi ve araç kiralama gibi seçenekleride değerlendirebilirsiniz ama taksi pahalıya geliyor,trafiğin soldan aktığını düşünürsek araç kiralamak daha da pahalıya gelebilir.
Neyse Mağusa'da en ilgi çekici yer Kaleiçi denilen mekan, aslında Kapalı Maraş'ta çok değişik ve hüzünlü ama girmek ve dolaşmak yasak olduğu için geçiyoruz ve Kaleiçine dönüyoruz.
Kaleiçi eski taş sokakları ve evleriyle tam bir eski-kent havası çizmekte.Burada içini görmek nasip olmayan St.Peter-St.Paul Katedrali ve eski adı St.Nicolas Katedrali olan şimdiyse Lala Mustafa Paşa Camiisi olarak bilinen yapıyı gezmek mümkün.
Fiyatlar bu mıntıkada Girne'ye nazaran daha pahalı ama benim gitmediğim şehir içinde durum nedir açıkçası bilmiyorum.
Diğer iki günümüz yine Girne'yi sokak sokak dolaşarak geçtiğinden dolayı ayrıntıları burada kesiyorum ve ne yenir-ne içilir kısmına dalış yapıyorum...
Sonuçta bir adadan hemde akdenizde bir adadan bahsediyoruz bu sebeple balık,zeytin ve zeytinyağı önemli bir rol oynuyor.Üçüde benim ilk sıralarımda yer almadığı için yorum yapmadan geçiyorum...
İçinde şeftali olmayan şeftali kebabı,türk kahvesine nazaran daha yumuşak içimli con kahvesi,envayi çeşidi olmasına rağmen cevizlisi favorim olan macunları(bir nevi reçel) ve olmazsa olmaz hellim peynirleri Kıbrıs'ın en ünlü damak tatları...
Gelelim gece hayatına;-18 yaşından küçükler bu paragrafı atlayarak aşağılara devam etsinler lütfen-mevsime bağlı olarak ortalık çok kabalık değildi.Barlar ve restoranlar dışında kumarhaneleri ile ünlü olana adaya bir çok insan kumar oynamak için geliyor.Hemen hemen her büyük otelin kumarhanesi mevcut.25 yaşından küçüklerin,orada öğrenim görenlerin ve K.K.T.C vatandaşlarının giremediği kumarhanelerde sıkı giyim kuşam kuralları var.Bazılarında girişte kimlik sorulduğu kumarhanelerde içecek-yiyevek bedava.Büyük masaların ve küçük masaların olduğu canlı oyunlar dışında,para ya da jeton atılan makinelerde mevcut.Kumar kötülüklerin anasıdır asla oynamayın diye sosyal mesajımı vererek bu konudan uzaklaşıyorum.
Bol yürüyüş ve dinlenmeyle geçen ve moral depoladığımız süper ötesi tatilimizi gece uçağıyla dönerek noktaladık...
Bence,
Hayatta bir kere bile olsa gidilip görülmesi gereken yerlerden biri...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ey Aşk...İlk Aşk...En Aşk...
Hayatın on altısında, kalbin baharında, Ege'nin serin sularında; Yeşil gözlerle baktı bana aşk. Ey aşk,ilk aşk,en aşk... Yıllar geç...
-
Hayatın on altısında, kalbin baharında, Ege'nin serin sularında; Yeşil gözlerle baktı bana aşk. Ey aşk,ilk aşk,en aşk... Yıllar geç...
-
21 Mart:Kimisi Nevruz der kimisi baharın başlangıcı bu tarih eskiden beri toplumlar için öne...
-
Ben bugün siyah giydim... Benden kilometrelerce uzakta oturan bir aile için üzgünüm daha sadece bir kaç gün hunharca yok edilen genç ...







