Gezdim gördüm yedim içtim... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezdim gördüm yedim içtim... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2013 Salı

Tatil Bitti!!! Yaşasın Sonbahar...

Yoğun geçen yaz aylarının ardından kışa hazırlıklar devam ederken, şöyle bir kapanış yazısı yazalım dedim...
Bu yazı da  yine güneye inmeden kuzeyde geçirdik ve bu sayede ülkemizdeki en güzel interaktif müzelerden birini gezmiş oldum...
Hazır mısınız? İşte geliyor...
 

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi...

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda yer alan merkez, Haziran 2012 yılından beri hizmet vermekte...
Belli sayıda gruplar halinde rehber eşliğinde gezilen 11 adet salon sizi tarihte bir yolculuğa çıkartıyor. Salonlar I. Dünya Savaşı'nın hangi şartlarda oluştuğuyla başlayıp, Çanakkale Savaşları ve devamında Kurtuluş Savaşı ile devam edip günümüzde sona eriyor.


11 salondan ikisi üç boyutlu, birde Gök kubbe salonu adı verilen bir salon var ki kendisi benim favorim olmuş durumda...
Salonlar son teknoloji kullanarak yapılmış ve son derece modern ve gezmesi çok zevkli, tek takıldığım nokta Mustafa Kemal Atatürk'ün başarıları biraz görmezden gelinmiş. Sanki sadece bahsetmek zorunda oldukları için bahsediyorlar, biraz daha ayrıntıya girilmeliydi bence...


Yaklaşık bir saatlik turun ardından çıkışta o dönemden kalmış eşyaları, mektupları görebileceğiniz bir sergi salonu var...

 
 
 
Ayrıca giriş salonunda bulunan hediyelik eşya reyonundan bir çok hatıra alabilirsiniz ama doğrudan merkezi tanıtan bir obje yok genelde hep alıştığımız tanıdığımız objeler ve bence merkeze yakışmayan bir kaliteye sahipler.
 

Merkezin dışında yer alan merdivenler gözünüzü korkutmasın muhakkak çıkın, ulaşacağınız seyir terasından muhteşem bir manzara yer almakta...

 


Gösteriyi izlerken çekim yapmak ya da fotoğraf çekmek yasak,Giriş ücret 13 tl. belli bir yaşın altındaki çocuklara bedava, öğrenci ve öğretmenler içinse indirimler mevcut, Kültür Bakanlığına ait olmadığından dolayı müzekart geçersiz, grup halinde ziyaret etmek isterseniz ya da yer bulmak için endişeleriniz varsa randevu almanız gerekiyor...
Ayrıca milli parkta görebileceğiniz bir çok alanda mevcut...
 

Bence...
O taraflara yolunuz düşerse gidilmesi gereken bir mekan. Sakın atlamayın...




20 Mayıs 2013 Pazartesi

K.K.T.C Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşeyin Bazıları...

Bahar aylarına merhaba dediğimiz şu yazıda bahsettiğim gibi yılın ilk tatiline çıktım...
Tamam tatilin kötüsü olmaz ama bu muhteşemdi;bir kere hava çok güzeldi ara sıra yağmur yağsa da hemen arkasından yüzünü gösteren ve tatlı tatlı ısıtan güneş bizi hiç bunaltmadan gezmemizi sağladı...
Dört günlük kısa tatilimize uçak yolculuğuyla başladık,yaklaşık bir saat beş dakika süren olaysız yolculuktan sonra Ercan havaalanına indik.Bizim kalacağımız yer Girne'de olduğundan dolayı ulaşım problemini taksi tutarak çözdük.Bir saat kadar süren yol için 80 lira ödedik, biz kalabalık olduğumuz için mantıklı bir harcama oldu, ama az sayıda kişiyseniz Kıbhas adı verilen havaalanı otobüslerini kullanabilirsiniz.
Girne'ye varır varmaz bavullar odaya biz sokağa şeklinde dışarı çıktık;ilk hedefimiz Girne Limanı ve devamındaki Girne Kalesi oldu...
 

Girne Limanı için söylenecek bir söz yok,iki yanı restoran ve dükkanlarla dolu,muhteşem bir deniz manzarası eşliğinde yemek yiyebileceğiniz ve alış veriş yapabileceğiniz bir mekan.Fiyatlar mevsimle alakalı mı bilmiyorum ama limanda yiyeceğiniz balıklı-içkili bir akşam yemeği için kişi başı 100 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Alış veriş yapmak istiyorsanız,limanda daha çok hediyelik eşyalar mevcut;klasik magnet, kupa,kültablası gibi hediyelikleri 5-15 lira arasında bulabiliyorsunuz...
Kıyafet,çanta,ayakkabı gibi alışverişler için, Girne çarşısı emrinize amade...Kimi dükkanlarda fiyatler oldukça uçuk olsada dolaştıkça makul fiyatlı dükkanlarda mevcut.Bu arada bir not dükkanlarda ki arkadaşlar hiç canayakın ya da güleryüzlü değiller, sanki zorla satıyorlarmış gibi bir havaları var,hiç ama hiç hoşuma gitmedi...
Neyse biz yine kaleye dönelim...
 

Limanın sonunda yer alan kale M.S. 7yy'da yapılmış.Kral I.Richard Kudüs'e sefere giderken arada Kıbrıs'ı da alıvermiş, önce Tapınak Şövalyeleri'ne ardından Kudüs'ü kaybedince tahtsız kalan Guy de Lusignan'a satmış.Lüzinyalı Guy dediğimiz bu arkadaş 300 yıl kadar sürecek bir hanedan kurmuş ve Kıbrıs Krallığını yönetmiş.1489 da kraliçe Caterina Cornaro adayı Venediklilere satmış sonra da Osmanlı gelip onların elinden almış.
Lüzinyan Hanedanlığı sırasında kale en parlak dönemlerini yaşamış.
Eğer kaleye giderseniz gezmek için epey bir zaman harcayın zira oldukça büyük.Bünyesinde gezilebilecek bir çok salon ve sergi barındırmakta,üstelik surların üstünde süper bir Girne manzarasıda  sizleri beklemekte...Sadece bir uyarı sağlam bir ayakkabı giyin benim gibi parmak arası terlikle giderseniz dolaşmak çok kolay olmuyor.


Ertesi günümüz Gazimağusa kentinde geçti.Girne ve Mağusa arası yaklaşık 45 dakika, ulaşım için kombosları kullandık.
 

Kişi başı 10 lira gibi bir ücretle gidebiliyorsunuz fakat dönüş için yer ayarlamayı unutmayın çünkü belli bir saatten sonra araç yok.İsterseniz taksi ve araç kiralama gibi seçenekleride değerlendirebilirsiniz ama taksi pahalıya geliyor,trafiğin soldan aktığını düşünürsek araç kiralamak daha da pahalıya gelebilir.
Neyse Mağusa'da en ilgi çekici yer Kaleiçi denilen mekan, aslında Kapalı Maraş'ta çok değişik ve hüzünlü ama girmek ve dolaşmak yasak olduğu için geçiyoruz ve Kaleiçine dönüyoruz.

 

Kaleiçi eski taş sokakları ve evleriyle tam bir eski-kent havası çizmekte.Burada içini görmek nasip olmayan St.Peter-St.Paul Katedrali ve eski adı St.Nicolas Katedrali olan şimdiyse Lala Mustafa Paşa Camiisi olarak bilinen yapıyı gezmek mümkün.



Fiyatlar bu mıntıkada Girne'ye nazaran daha pahalı ama benim gitmediğim şehir içinde durum nedir açıkçası bilmiyorum.

Deniz sevenlere bir not:Girne'de kumsaldan denize girmek mümkün değil, buna karşılık Mağusa dünyanın en güzel plajlarından birine sahip.
Diğer iki günümüz yine Girne'yi sokak sokak dolaşarak geçtiğinden dolayı ayrıntıları burada kesiyorum ve ne yenir-ne içilir kısmına dalış yapıyorum...


Sonuçta bir adadan hemde akdenizde bir adadan bahsediyoruz bu sebeple balık,zeytin ve zeytinyağı önemli bir rol oynuyor.Üçüde benim ilk sıralarımda yer almadığı için yorum yapmadan geçiyorum...
İçinde şeftali olmayan şeftali kebabı,türk kahvesine nazaran daha yumuşak içimli con kahvesi,envayi çeşidi olmasına rağmen cevizlisi favorim olan macunları(bir nevi reçel) ve olmazsa olmaz hellim peynirleri Kıbrıs'ın en ünlü damak tatları...


Gelelim gece hayatına;-18 yaşından küçükler bu paragrafı atlayarak aşağılara devam etsinler lütfen-mevsime bağlı olarak ortalık çok kabalık değildi.Barlar ve restoranlar dışında kumarhaneleri ile ünlü olana adaya bir çok insan kumar oynamak için geliyor.Hemen hemen her büyük otelin kumarhanesi mevcut.25 yaşından küçüklerin,orada öğrenim görenlerin ve K.K.T.C vatandaşlarının giremediği kumarhanelerde sıkı giyim kuşam kuralları var.Bazılarında girişte kimlik sorulduğu kumarhanelerde içecek-yiyevek bedava.Büyük masaların ve küçük masaların olduğu canlı oyunlar dışında,para ya da jeton atılan makinelerde mevcut.Kumar kötülüklerin anasıdır asla oynamayın diye sosyal mesajımı vererek bu konudan uzaklaşıyorum.
Bol yürüyüş ve dinlenmeyle geçen ve moral depoladığımız süper ötesi tatilimizi gece uçağıyla dönerek noktaladık...

Bence,
Hayatta bir kere bile olsa gidilip görülmesi gereken yerlerden biri...



29 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Bayram,Bir Nişan,Bir Düğün...

Bayramın arkasına bir kaç gün eklediğiniz tatiliniz bitti mi?Benim bitmedi...

Yani hala tatildeyim...

Araplı sırtlarından Şarköy...
Bu gereksiz bilgilendirmenin ardından gelelim geçen haftanın temposuna yoğun bir bayram haftası yaşarken birde işin içine bir nişanla bir düğün girince çıktı yoğunluk iki katına...
Bayram tam bir aile ziyafetiydi.Bize gelenler ardından bizim ziyeret ettiklerimiz derken birkaç çeşit baklava,bir büzme tatlısı,kadayıf,şekerpare,şöbiyet ve adını bilmediğim bir tatlının tadına bakmış oldum bu konuyu fazla uzatmak istemesem de şahsi favorim olan şekerpare listenin bir numarasıydı...
 
 
Şarköy Limanı
Aile ziyareti için bulunduğumuz Marmara'nın incisi Şarköy'de  bayramın ikinci günü bir nişana katıldık, bazı şartlardan dolayı fazla uzun kalamasam da gencecik iki insanın mutluluğuna tanıklık ettim (gerçekten gençler gelin 18, damat ise ondan bir kaç yaş büyük) sanırım düğün seneye, yani hala vazgeçmek için zamanları var;İşin şakası bir yana birbirlerine çok uymuş ve sevimli bir çift olmuşlar umalım mutlu olsunlar.Damat tarafı olarak pek bir ağır takıldık öyle çok ortalığa akmadık ama bunun düğünü de var...
Gelelim gittiğimiz diğer törene;Efenim düğün İstanbul'daydı...

Düğün Mekanı...

Tabii toplaştık,çocuk çombalak düştük yollara;Çok kaliteli ve hoş bir akşam oldu.Bu sefer kız tarafı olarak gelinin güzelliğiyle gururlandık,bol bol oynadık,eğlendik,verdik kızımızı geldik...

Nikah şekerleri törenin kendisi gibi çok zarifti...

Geldik ama nasıl bir sorun?
Ertesi gün, İstanbul'dan kaybola kaybola Şarköy'e doğru yola çıktık,yeri gelmişken karayollarına buradan sesleniyorum lütfen Edirne tabelalarını biraz daha büyük yapın aynı yolu iki kere geçtik olmadı yani...
Neyse sonunda doğru yolu bulunca birkaç saat sonra Tekirdağ'a ulaştık.

Resim çekmek aklıma gelene kadar yarısını yedim tabağın o kadar lezzetli yani...
Amanın birde baktık  acıkmışız sonrası bir ziyafet, gelsin Tekirdağ köfteleri gitsin Tahinli Hayrabolu tatlıları...

Bu sefer hazırdım önce resim...


Karnımızda doyunca bindik arabamıza doğru eve...
Yaşasın bayram...

Bence,
Tatile devam ama bana yine yollar gözüktü yarın istikamet ev...Bir daha ki yazıda evdeyiz;bekleriz...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Cennet Karadeniz...

Karadeniz'e hiç gittiniz mi?Ben gittim.
Daha önce hiç görmediğim sadece övgüsünü duyduğum yerleri gözlerimle gördüm ve inanın hiç abartı yok...
Azizim o ne muhteşem bir doğadır.Yeşilin her tonu,mavinin her tonu ve yağışlı günlerde grinin her tonu...
Doğu Karadeniz semalarına yaptığımız bu seyahat Trabzon hava limanından başladı yaklaşık bir saatlik araba yolculuğuyla hedefimiz olan Rize'ye ulaştık.Daha yoldayken gördüğümüz manzara sayesinde şaşkınlığa düştük.Yolun bir tarafı deniz bir tarafı dağ.Dağlarda yeşillikler arasına serpilmiş güzel müstakil evler;eskiside var yeniside ama hepsi doğayla uyumlu görünüyorlar.

Asıl kalacağımız yer Rize olmasına rağmen Trabzon'a da sık sık gittik.Trabzon'un Forum Trabzon adında müthiş bir alışveriş merkezi olmasına ve caddelerinde  bir çok ünlü mağaza bulabilmenize rağmen ben Rize'yi daha çok beğendim.Daha ufak ve sevimli.İnsanları çok güler yüzlü ve yardımsever.Trabzon tabiki çok daha büyük dediğim gibi bir çok ünlü mağazayı bulabilirsiniz.Gümüşçüler çarşısını gezmek aklınızı başınızdan alabiliyor.Araçlara kapalı bir yolun iki yanı kuyumcular ve gümüşçülerle dolu.Trabzon işi bilezikler,kolyeler ve envai çeşit süs eşyası sizi ve cüzdanlarınızı bekliyor.Ne yazık ki takılar inanılmaz güzel olsa da çok pahalı ve bütçenizi zorlayabiliyor.İlla bir şey almak isterseniz ama bütçeniz kısıtlıysa kolye uçları ideal olabiliyor.Hediyelik alalım dersek Trabzon'daki telkari ile yapılmış eşyalar öne çıkmasına rağmen fiyat sorunu oradada var en iyisi telkariden yapılmış çeşitli boyutlardaki takunya ve terlik şeklindeki süs eşyaları.Çeşitli ebatları olduğu içinde bütçenize uygun olanını seçebilirsiniz.Özellikle Keşan denilen kumaşlardan dokunmuş elbiseler ve bandanalar çok fazla ve bütçenize uygun olanı seçmekte zorlanmıyorsuz;Rize'ye has olan ve Rize bezi diye anılan ve terletmeyip üşütmediği idda edilen kumaşlardan yapılmış giysiler,örtüler,nevresimler Rize'de bol bol var ama el dokuması olanlar bir hayli pahalı ama son derece güzeller.Ayrıca horon tepen kızdan,teknesindeki Temel Reis'e ya da bir kasa hamsi gibi çeşit çeşit buzdolabı süsleri emrinize amade.
Alış verişi kenara bırakır ve doğaya dönersek dediğim gibi muhteşem bir manzara ver.Gözünüzün görebildiği her yer yeşil ya ya da mavi özellikle Rize'de bu çok belirgin.

Oralara gidipte bir Uzungöl'ü,bir Ayder'i,bir Sümela'yı görmeden olmaz.Eee ne yaptık bizde gördük tabii.
Önce Uzungöl;Rize'den yaklaşık bir saatlik bir yolculukla ulaşılıyor ama yolu çok virajlı ve bir süre sonra insanı rahatsız edebiliyor.Yukarı çıktığınızda yürüyüşten başka yapacak pek bir şey yok yaklaşık bir saatlik bir zaman orayı gezip görmek için yeterli tabii bizim olduğumuz gibi bir manyak değilseniz gördünüz her dükkana girerseniz dört saatte ancak tur atarsınız.Bir notta havayla ilgili sakın aşağıda güneş var diye dımdızlak gitmeyin yukarısı çok soğuk olabiliyor sonra dükkanlarda şal aramayın.

Sümela çok uzun bir yolculuktan sonra varılabilen tarihi bir hazine.Arabayla epey yakınına kadar gelebiliyorsunuz ama sonraki birkaç km'yi yürümeniz gerekiyor o yüzden sağlam bir ayakkabı giymelisiniz.İçi çok güzel ama vadiye bakan odaları restorasyon nedeniyle kapalı o yüzden çok büyük bir bölümünü gezemiyorsunuz yinede büyüleyici bir yapı.

Ve Ayder Yayla'sı favori yerim.Muhteşem bir doğaya sahip temiz havasıyla son derece güzel bir yer öyleki ayrılmak istemiyorsunuz.

Tabi bu kadar gezince insan acıkıyor.İstinasız söyleyebilirim ki yemeklerin hepsi çok güzel ve hepsi çok kalorili kesinlikle üç-beş kilo alıp dönüyorsunuz.Özellikle kuymak(bir çeşit peynirli yemek,inanılmaz bir lezzete sahip)  ve laz böreği(yufka arasında muhallebi gibi günahkar bir tatlı) insanı çok fena yoldan çıkarıyor.

İlgimi çeken bir şeyde normal simitin burada yaygın olmaması Rize'liler Rize simiti adını verdikleri susamsız yuvarlak mayalanmış hamurdan gevrekler yiyorlar biraz sert olsada tadı fena değil özellikle çayla güzel oluyor.Ve tabi saç kavurma anlatılmaz yenilir...

Kısacası Doğu Karadeniz'in görebildiğim yerleri gidilesi,görülesi,hayran olunası yerler.

Bence;
Rize'de Çay Müzesini ve Etnografya Müzesi'ni gezin,kuymak yiyin,Ziraat Çay Bahçesinde organik çay için,Rize tepelerinde yer alan restoranlardan birinde manzara eşliğinde saç kavurma ve kuymak yiyin,Fırtına deresinde ayaklarınızı suya sokun ama bedava rafting yapmak istemiyorsanız dikkatli olun,kuymak yiyin,Trabzon'da gümüşçüler çarşısını gezin kendinizi şımartın,kuymak yiyin,Şehrin içindeki müzeyi,Aya Sofia'yı ve Atatürk Köşkü'nü gezin,kuymak yiyin,asla yanınızda yağmurluk olmadan dışarıya çıkmayın,yağmur yağıyor diye evde oturmayın,gri bir günde deniz kenarına gidip dalgaları izleyin ıslanmak istemiyorsanız yüksek bir yerde olun.Hava nasıl olursa olsun cennet gibi bir yerdesiniz keyfini çıkarın.Haaa birde kuymak yiyin...

Ey Aşk...İlk Aşk...En Aşk...

Hayatın on altısında, kalbin baharında, Ege'nin serin sularında; Yeşil gözlerle baktı bana aşk. Ey aşk,ilk aşk,en aşk... Yıllar geç...