30 Nisan 2015 Perşembe

Ey Aşk...İlk Aşk...En Aşk...

Hayatın on altısında, kalbin baharında,
Ege'nin serin sularında;
Yeşil gözlerle baktı bana aşk.
Ey aşk,ilk aşk,en aşk...

Yıllar geçip gitse de,
Yüreğimin en derin köşesinde;
Unutulmayan bir aşk.
Ey aşk,ilk aşk,en aşk...

Alin

21 Mart 2015 Cumartesi

21 Mart


                                     

21 Mart:Kimisi Nevruz der kimisi baharın başlangıcı bu tarih eskiden beri toplumlar için önemlidir...Eski derken en eskilerden bahsediyorum...Bakalım antik dönemlerde bu tarih nasıl kutlanıyormuş...
Anadolu'nun en önemli tanrıçası olan Kybele'nin en önemli kenti Eskişehir yakınlarında ki bugün Ballıhisar adıyla anılan Pessinus'tur.


Mitolojiye göre bütün doğanın sahibi olan tanrıça Attis adında genç bir delikanlıya aşık olur, ama Attis tanrıçanın aşkına karşılık vermez bunun üzerine tanrıça Attis'i delirtir.Attis kendi kendini hadım eder.Ardından tanrıçanın hizmetine girer.


Tanrıça'nın Pessinus'da ki festivali 21-Mart-27 Mart tarihleri arasında kutlanmaktaydı.22 Mart tarihinde tanrıçanın tapınağına kutsal ağacı olan çam ağacı götürülür ve rahipler çam kozalaklarıyla vücutlarından kan çıkıncaya kadar kendilerini yaralıyorlardı.Çalgıcılar hareketli müzikler yapıyor, müziğinde etkisiyle rahipler ve rahip adayları coşarlar ve sıçrayarak dans ederler ve müziğin en coşkulu anında rahip adayları taş bir bıçakla tanrıçaya adanmış sunakta kendi erkeklik organlarını keserlerdi böylece "Gallos" olur ve  tanrıçayla birleşmiş sayılırlardı.

 
Ayrıca bugün "Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü"dür.Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir.Down sendromu 21.kromozomların 2 tane yerine 3 tane olmasından kaynaklanır. Bu sebeple 21.03 günü bu özel insanlara ayrılmıştır. 
Mutlu baharlar...
Byeeee....

Bence...
Bu konudan esinlenerek uzun yıllar evvel yazmış olduğum fanfiction'u okumak için buyrun.


16 Şubat 2015 Pazartesi

Ben Bugün Siyah Giydim...


Ben bugün siyah giydim... 
Benden kilometrelerce uzakta oturan bir aile için üzgünüm daha sadece bir kaç gün hunharca yok edilen genç bir kız üzgünüm...
İlk duyduğum andan itibaren çok etkilendim.Neden?Bilmem;biz kadınlar alışkınız aslında bu haberlere...
Taciz edilmeye,dövülmeye,tecavüz edilmeye,öldürülmeye...
Çok değil bir kaç ay önce bir tanıdığımın kız kardeşi kocası tarafından, onlarca yıl aynı yatağı paylaştığı,bir çocuk verdiği, en yakınım deyip güvendiği adam tarafında boğazı kesilerek öldürüldü...
Ne oldu?Hiççç...
Evet alıştık biz bu haberlere...
Ne yazık ki bu ülkede ve dünyanın her ülkesinde kadınlar taciz ediliyor...Kendim bile başımdan geçen bir kaç olay anlatabilirim üstelik atılan lafları,bacaklarıma, göğüslerime atılan bakışları saymıyorum bile...
İşin kötüsü hiç tepki bile verememek hadi ikisinde çocuktum, diğer ikisinde yetişkin bir kadın olduğum halde tepki veremedim utandım...Taciz edilen ben, taciz edenden daha çok utandım sanki suçluymuşum gibi...
Hep biz dikkat etmek zorundaymışız gibi,hep biz eve döneceğimiz zamanı hesaplamak, karanlık basmadan evde olmak, yürüyeceğimiz sokakları düşünmek, en kalabalık hangisiyse oradan yürümek zorundaymışız ,eteğimizin boyunu ölçmek, kahkahamızı saklamak zorundaymışız gibi...
Bir kadın olarak doğanın bize verdiği en doğal hakkımızı kullanırken karnımızı saklamak zorundaymışız gibi,zekamızı, düşüncelerimizi saklamak zorundaymışız gibi, kadın olduğumuzu saklamak zorundaymışız gibi...
Doğurduğumuz,büyüttüğümüz,kardeş-abla olduğumuz,aşık olduğumuz,güvendiğimiz erkeklerden sakınmak zorundaymışız gibi...
Neden bir kaç yaratık insan rolü yaptığı için...
Bu işe dur diyebilecek bir avuç insan bizleri biz kadınları insandan saymadığı için...
Ben yarın başka bir renk giyeceğim, ama ruhuma çok uzun zamandır giydirilmekte olan kara hiç çıkmayacak...
Ben bugün siyah giydim...Aslında insan olan herkesin giymesi gereken rengi...


Bence...


29 Aralık 2014 Pazartesi

Yeni Yaş,Yeni Yıl...

Her ne kadar 2014'e büyük umutlarla kucak açmış olsam da büyük bir hayal kırıklığı oldu...Ne iş ne aşk yolunda gitmedi, hepimizi ilgilendiren devlet,ekonomi gibi meselelere hiç girmiyorum zaten işin içinden çıkamam...
Öyle ki canım yeni yaşımı bile kutlamak istemiyordu.Ama canım alem ve arkadaşlarım unutmamışlar benim için küçük bir kutlama hazırlamışlar.Hal böyle olunca biraz neşelendim.


Üstelik yeni yıla da canım ailemle gireceğim bu bile mutlu olmak için yeter bence.
Kötü her şeyi bir kenara bırakıyorum ve sadece olumlu yönlere odaklanıyorum ve yeni yaşımla birlikte yeni yıl 2015 senden sağlık,huzur,sevdiklerim için mutluluk diliyorum...
herkesin yeni yılı kutlu olsun...


13 Ağustos 2014 Çarşamba

Eski Bir Dost

Kadınlar hayatlarında ki köklü değişikliklerden sonra aynı tepkileri veriyor genellikle...Alış verişe çıkıyorlar asla giymeyecekleri şeyler satın alıyorlar,saç modellerini değiştiriyorlar.Arkadaşlarına ve ailelerine sığınıyorlar...
Kadının son on beş yılı ani bir terk edilişle bittiği için aynı evrelerden geçti.Asla sevmediği bir renkte terlik aldı ama alış verişi abartmadı -çünkü cüzdanını depresyonundan daha çok seviyordu-, saç kestirmeye gitti ama kesenin işine o kadar çok karıştı ki kuaför aynı modelin kısasını yapmakla yetindi -kadın hala arayışta sanırım kızılı deneyecek.- Çevresindeki kadınlarla birlikte kadın dayanışması şeklinde sevgili eski sevgilisine attı tuttu...
Sonra bir dostunu aramak istedi.Onu çok önceden de bilen birini.Eskilerden birini;
Aynı memleketli iki bünye aynı şehirde üniversiteyi kazanır.Biri kadındır biri erkek...Yeri gelir birbirlerinin dert ortağı olurlar,yeri gelir birbirlerinin kardeşi olurlar,yeri gelir birbirlerinin kollayıcısı olurlar.Arkadaşlıkları hiç sarsılmaz.
Hayat devam eder, yollar ayrılır ara sıra görüşseler de farklı izleri takip ederler.
Sonra bir gün kadının hayatı kökünden sarsılınca, sayısı çok da fazla olmayan dostlarına sığınır, arkadaşı çağrıyı cevapsız bırakmaz, buluşurlar.Sanki araya zaman girmemiş gibi kaldıkları yerden devam eden bir yemek yerler.Kadın konuşur erkek susar, söylenecek çok bir şey yoktur olan olmuştur.Erkek konuşur kadın susmaz akıllar verir.
Akşamın bir yerinde kadın keşke zamanında şöyle yapsaydım böyle yapsaydım bugün böyle olmazdı diye hayıflanırken eski dost kadının o güne kadar bir çok kez duyduğu ama bir türlü idrak edemediği bir cümle sarf eder:"Böyle düşünme,dur ve sadece önüne bak"
Nedendir bilinmez kadın bunu dün geceden beri düşünüyor.Düşündüğünü de en iyi ben biliyorum.Çünkü o benim.
Bence...
Eski dostum iyi yolculuklar...

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Üzgün...



On beş yıllık bir ilişkiye nokta koyduğum gün üzgündüm, eve geldim haberleri açtım ve Soma' yı duydum.Onca ölümün, babasız kalan çocukların,eşsiz kalan kadınların, sönen hayatların arkasından biten bir ilişkiye ağlamaktan utandım.
Yazmak istedim yazamadım,okumadım, bakamadım,üzüldüm ama o insanlar için bir şey yapamadım kendimden utandım.Üzerinden neredeyse on gün geçti unutulmaya başlandı bile...
Umarım bir daha aynı acıları ülkemiz yaşamaz,onurları ile bir lokma ekmek parası için çalışan insanlar kaybetmeyiz.
Başımız sağ olsun...

Yazıyı yazarken deprem oldu, bir felaket daha hatırlattı kendini...Devamı olmaz inşallah...

Bence...
Hepimiz Allah'a emanet...

11 Mayıs 2014 Pazar

Çok Sevgili Annem...

Nasılsın? Beni soracak olursan idare ediyorum anne...Şu aralar biraz canım sıkkın; Neden dersen her şey üst üste geldi.
Ben hep doğruları yapmaya çalıştım anne, ama nasıl oldu bilmiyorum, güvendiğim ne varsa tepetaklak oldu.
Ben sadece ayakta kalmak istiyorum anneciğim, babam öldüğünde senin yaptığın gibi ayakta kalmak, hayattaki en değerli varlığıma sahip çıkabilmek istiyorum ama gücüm yok anneciğim...
Bunun yerine korktuğumda yaptığım gibi koltuğuna gelip yüzümü kucağına gömmek istiyorum. Elimi tutmanı, bana her şey yoluna girecek demeni...
Korkuyorum anneciğim hayattan, iyi kalamamaktan üzerimdeki en büyük sorumluluğu hakkıyla yerine getirememekten...
Her yıl zaten kötü geçiyor ama bu yıl sensizliği daha derin hissediyorum;anneciğim yanımda olmana o kadar ihtiyacım var ki...
Tam 16 yıl oldu sen gideli biliyorum ki bir 16 yıl geçse dahi sensizlik hiç alışılmayacak.
Anne, önümde çok güç bir sınav var. Bana yardım et; senin gibi olabileyim ayakta kalabileyim.
Seni çok özledim...

Kızın...

8 Mart 2014 Cumartesi

Hayatın İçinden Bazı kadınlar...



Bugün  8 Mart Dünya Kadınlar Günü...
157 yıl önce bugün çoğu kadın 129 kişi sadece biraz daha iyi koşullar istedikleri için can verdi.Bugün kadınların çoğu hala, biraz daha iyi hayatlar için uğraşıyor.Kız evlat,kardeş, anne olan bazen sadece hayata karşı yalnız bırakılan,daha korkuncu ise hakarete,dayağa ve  ölüme maruz kalan kadınlar;bazen sadece kendi fikirlerini söyledikleri için,bazen sadece sevdikleri için,bazen sadece bir erkeğin istediği her şeyi kabul etmedikleri için bazen sadece kadın oldukları için...
Gazetelerin üçüncü sayfası bu hikayelerle dolu hayatlarındaki erkeklerden işkence gören kadınlarla, birde gazetelere yansımayanlar var.Aşağıda bahsedeceğim kadınların bir çoğu tanıdığım insanlar ve biri de benim hikayem.Okumuşu,okumamışı,çalışanı,çalışmayanı var.Çok farklı oldukları noktalarda var ama bir çok ortak noktaları da var;hepsi mücadele ediyor,hepsi kadın...
E... Yaş 28:Çok sevdiği kocası tarafından ailesi istemiyor diye 8 aylık bebeğiyle yalnız bırakılan bir kadın bir hafta önce boşanma kararı kesinleşti.Ayrıldıkları gün eski kocası aslında bu şekilde yaşayabileceklerini öne sürdü.E... eş olmaya değil metres olmaya uygun görüldü kocası tarafından, hala şokta...
H... Yaş 58:İlk torununu kucaklamaya hazırlanan bu kadın,kocası tarafından çok daha genç bir kadın yüzünden beş parasız,eşyasız kızıyla sokağa atıldı.Evlere temizliğe gitti,çocuk baktı kızını yetiştirdi.Kocasından öldü olarak bahsediyor...
Y... Yaş 43:Kocası bütün geleceklerini yanlış yollarda harcadı. Nafakasız, yardımsız iki kızını kendi gibi güçlü bir kadın haline getirmeye çalışıyor.
N... Yaş 18:İki aydır hastanede doktorlar nesi olduğunu bir türlü bulamıyorlar.Hala gülümseyerek hayata karşı umut dolu.
Ö... Yaş 27:İlk eşinden ayrıldıktan sonra yeniden mutluluğa yelken açtı.Düğününe üç ay kala kanser yapıştı yakasına;mücadele ediyor.
H... Yaş 17:Genç kızlığın bütün heyecanlarını duyduğu bu dönemde hayatının sınavına hazırlanıyor.Okuyan, düşünen, konuşan bir kadının ahlaksız sayıldığı bir ülke olmaya hızla yol aldığımız günlerde geleceğini inşa etmeye çalışıyor.
N... Yaş 34:Kocası özgürlüğünü istediği için boşanıyorlar.Çözülemeyecek bir dertleri olmadığını düşünmesine rağmen karara saygı duydu.Hayatın ona ne getireceği belirsiz ama ayakta kalmaya azimli.
Z... Yaş 40:Üç aylık bebeğiyle bir başına kaldı, kocası onu dolandırıp gittiğinde;hem anne hem baba oldu, yıllar sonra yeniden güvenmeye karar verdi.Umutlu...
G... Yaş 7:Hayatı paramparça olmak üzere.Henüz bilmiyor.
F... Yaş 45:Maddi sorunlar hiç yakasını bırakmadı.Kocası kaçtı o hala çocuklarının başında.
T... Yaş 34:Yıllardır ayağını sağlam basıyor.Kocasının işi,hastalığı,depresyonu hiç bitmedi,hiç destek görmedi ama hala destek oluyor.
B... Yaş 32:Yıllardır devam eden ilişkisine isim koymak istediği için terk edildi.Çektiği acıyla mücadelesi sürüyor.

Bence...
Bütün kadınların ve kendini kadın hissedenlerin Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun.



24 Aralık 2013 Salı

Yeni Yılım Yine Kutlu Olsun...





 Pek Sevgili Ben;
Yine bir doğum günü-yılbaşı haftasına girmiş bulunmaktayız.2013'ten o kadar bıkmış durumdayım ki bu sene bitsin bir an önce diye dua etmekteyim...Nedeni ise hem iş, hem eş, hem sağlık, hem aile tam anlamıyla dibe vurdu benim hayatımda.Allah beterinden saklasın diye umuyor yeni yaşıma ve 2014'e kucak açıyorum.
Hayırlısıyla,neşeyle,huzurla,sağlıkla bir an önce kavuşmamızı diliyorum.




Gelelim doğum günüme geçen sene kendime yazdığım mektubumda değindiğim konulardan bir tek birikmiş ütüler konusunda başarılı olduğum için bu sene kendime şunu yap bunu yap demeyeceğim onun yerine çok sevdiğim burcumdan biraz bahsetmek istiyorum.(Tamamen kendi düşüncelerim ve huylarım olarak yoksa astrolojiden hiç çakmam)
İşte bütün haşmetiyle Oğlak burcu:




21 Aralık-21 Ocak tarihlerinde doğan şanslı kişilerdir.Kemiklerin burcu olarak sağlam kemiklere,düzgün yüz hatlarına,sağlam ve düzgün dişlere sahip olurlar.Satürn tarafından yönetilirler.Toprak grubunun bir üyesi olarak diğer toprak burçları olan boğa ve başaklarla iyi anlaşırlar,koçlarla geçinemez,aslanları gösterişçi,yengeç ve kovaları zayıf bulurlar.Uçarı ikizlerin coşkulu ve hesapsız kimi hareketlerine ise daha çok tahammül ederler. Terazilere kimi zaman çok kızsalarda yeteneklerini ve zekalarını takdir ederler,yay ve akrepler ise iyidir,iyi...(En yakınlarım)
Oğlak mantığın,plan programın burcudur, ani kararlar,düşünmeden atılan adımlar,hayalcilik onlara göre değildir.Kimseyle içli dışlı olmazlar mesafeyi severler hatta çoğunlukla yanlızdırlar ama bu onları rahatsız etmez.Organizasyon ve liderlik onlara göredir,mesleklerini ve kariyerlerini önemsemelerine rağmen asıl sevdikleri statüdür;eğer eşlerinin bunu onlara sağlayacağını düşünürlerse kendi kariyerlerini bırakıp onunkine yoğunlaşabilirler.Analiz yetenekleri gelişmiştir,zekidir,dürüsttür,zor dost olur ama güvenilir dost olur.
Yaşamayı-eğlenmeyi pek bilmez,inatçı ve dikkafalıdır,bazı konularda taktığı at gözlüklerini çıkarmamakta inat ederler,maddiyatçıdır ve cimrilik derecesinde tutumludur.Bir durumla karşılıştığında kendisine sağlayacağı faydaları araştırıp bulmakta ustadır.Amacına ulaşmak için hırsla çalışır.Karamsar ve kötümserdir.
Kimse hakkında kötü düşünmez, ama kendine kötülük yapılmasına izin vermez dedikodu yapmaz, yapılanlada ilgilenmez.Ailesine bağlıdır.
Bütün oğlakların ve oğlak olmayanların yeni yılı kutlu olsun.

Bence;
 Hoşgeldin 2014;2013 kahrol emi...













12 Ekim 2013 Cumartesi

Mutlu Bayramlar...

 

Bayram geldi...Bayramı tatil fırsatı olarak görüp kaçıyorum uzaklara...
Dönüşte Foça tanıtımı demek bu...
Herkese iyi bayramlar...

Bence
Pek bi havaya girdim galiba...Sanki herkes beni bekliyor okumak için...Neyse düşüncesi bile güzel

27 Ağustos 2013 Salı

Tatil Bitti!!! Yaşasın Sonbahar...

Yoğun geçen yaz aylarının ardından kışa hazırlıklar devam ederken, şöyle bir kapanış yazısı yazalım dedim...
Bu yazı da  yine güneye inmeden kuzeyde geçirdik ve bu sayede ülkemizdeki en güzel interaktif müzelerden birini gezmiş oldum...
Hazır mısınız? İşte geliyor...
 

Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi...

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda yer alan merkez, Haziran 2012 yılından beri hizmet vermekte...
Belli sayıda gruplar halinde rehber eşliğinde gezilen 11 adet salon sizi tarihte bir yolculuğa çıkartıyor. Salonlar I. Dünya Savaşı'nın hangi şartlarda oluştuğuyla başlayıp, Çanakkale Savaşları ve devamında Kurtuluş Savaşı ile devam edip günümüzde sona eriyor.


11 salondan ikisi üç boyutlu, birde Gök kubbe salonu adı verilen bir salon var ki kendisi benim favorim olmuş durumda...
Salonlar son teknoloji kullanarak yapılmış ve son derece modern ve gezmesi çok zevkli, tek takıldığım nokta Mustafa Kemal Atatürk'ün başarıları biraz görmezden gelinmiş. Sanki sadece bahsetmek zorunda oldukları için bahsediyorlar, biraz daha ayrıntıya girilmeliydi bence...


Yaklaşık bir saatlik turun ardından çıkışta o dönemden kalmış eşyaları, mektupları görebileceğiniz bir sergi salonu var...

 
 
 
Ayrıca giriş salonunda bulunan hediyelik eşya reyonundan bir çok hatıra alabilirsiniz ama doğrudan merkezi tanıtan bir obje yok genelde hep alıştığımız tanıdığımız objeler ve bence merkeze yakışmayan bir kaliteye sahipler.
 

Merkezin dışında yer alan merdivenler gözünüzü korkutmasın muhakkak çıkın, ulaşacağınız seyir terasından muhteşem bir manzara yer almakta...

 


Gösteriyi izlerken çekim yapmak ya da fotoğraf çekmek yasak,Giriş ücret 13 tl. belli bir yaşın altındaki çocuklara bedava, öğrenci ve öğretmenler içinse indirimler mevcut, Kültür Bakanlığına ait olmadığından dolayı müzekart geçersiz, grup halinde ziyaret etmek isterseniz ya da yer bulmak için endişeleriniz varsa randevu almanız gerekiyor...
Ayrıca milli parkta görebileceğiniz bir çok alanda mevcut...
 

Bence...
O taraflara yolunuz düşerse gidilmesi gereken bir mekan. Sakın atlamayın...




20 Mayıs 2013 Pazartesi

K.K.T.C Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşeyin Bazıları...

Bahar aylarına merhaba dediğimiz şu yazıda bahsettiğim gibi yılın ilk tatiline çıktım...
Tamam tatilin kötüsü olmaz ama bu muhteşemdi;bir kere hava çok güzeldi ara sıra yağmur yağsa da hemen arkasından yüzünü gösteren ve tatlı tatlı ısıtan güneş bizi hiç bunaltmadan gezmemizi sağladı...
Dört günlük kısa tatilimize uçak yolculuğuyla başladık,yaklaşık bir saat beş dakika süren olaysız yolculuktan sonra Ercan havaalanına indik.Bizim kalacağımız yer Girne'de olduğundan dolayı ulaşım problemini taksi tutarak çözdük.Bir saat kadar süren yol için 80 lira ödedik, biz kalabalık olduğumuz için mantıklı bir harcama oldu, ama az sayıda kişiyseniz Kıbhas adı verilen havaalanı otobüslerini kullanabilirsiniz.
Girne'ye varır varmaz bavullar odaya biz sokağa şeklinde dışarı çıktık;ilk hedefimiz Girne Limanı ve devamındaki Girne Kalesi oldu...
 

Girne Limanı için söylenecek bir söz yok,iki yanı restoran ve dükkanlarla dolu,muhteşem bir deniz manzarası eşliğinde yemek yiyebileceğiniz ve alış veriş yapabileceğiniz bir mekan.Fiyatlar mevsimle alakalı mı bilmiyorum ama limanda yiyeceğiniz balıklı-içkili bir akşam yemeği için kişi başı 100 lira gibi bir rakamı gözden çıkarmanız gerekiyor.
Alış veriş yapmak istiyorsanız,limanda daha çok hediyelik eşyalar mevcut;klasik magnet, kupa,kültablası gibi hediyelikleri 5-15 lira arasında bulabiliyorsunuz...
Kıyafet,çanta,ayakkabı gibi alışverişler için, Girne çarşısı emrinize amade...Kimi dükkanlarda fiyatler oldukça uçuk olsada dolaştıkça makul fiyatlı dükkanlarda mevcut.Bu arada bir not dükkanlarda ki arkadaşlar hiç canayakın ya da güleryüzlü değiller, sanki zorla satıyorlarmış gibi bir havaları var,hiç ama hiç hoşuma gitmedi...
Neyse biz yine kaleye dönelim...
 

Limanın sonunda yer alan kale M.S. 7yy'da yapılmış.Kral I.Richard Kudüs'e sefere giderken arada Kıbrıs'ı da alıvermiş, önce Tapınak Şövalyeleri'ne ardından Kudüs'ü kaybedince tahtsız kalan Guy de Lusignan'a satmış.Lüzinyalı Guy dediğimiz bu arkadaş 300 yıl kadar sürecek bir hanedan kurmuş ve Kıbrıs Krallığını yönetmiş.1489 da kraliçe Caterina Cornaro adayı Venediklilere satmış sonra da Osmanlı gelip onların elinden almış.
Lüzinyan Hanedanlığı sırasında kale en parlak dönemlerini yaşamış.
Eğer kaleye giderseniz gezmek için epey bir zaman harcayın zira oldukça büyük.Bünyesinde gezilebilecek bir çok salon ve sergi barındırmakta,üstelik surların üstünde süper bir Girne manzarasıda  sizleri beklemekte...Sadece bir uyarı sağlam bir ayakkabı giyin benim gibi parmak arası terlikle giderseniz dolaşmak çok kolay olmuyor.


Ertesi günümüz Gazimağusa kentinde geçti.Girne ve Mağusa arası yaklaşık 45 dakika, ulaşım için kombosları kullandık.
 

Kişi başı 10 lira gibi bir ücretle gidebiliyorsunuz fakat dönüş için yer ayarlamayı unutmayın çünkü belli bir saatten sonra araç yok.İsterseniz taksi ve araç kiralama gibi seçenekleride değerlendirebilirsiniz ama taksi pahalıya geliyor,trafiğin soldan aktığını düşünürsek araç kiralamak daha da pahalıya gelebilir.
Neyse Mağusa'da en ilgi çekici yer Kaleiçi denilen mekan, aslında Kapalı Maraş'ta çok değişik ve hüzünlü ama girmek ve dolaşmak yasak olduğu için geçiyoruz ve Kaleiçine dönüyoruz.

 

Kaleiçi eski taş sokakları ve evleriyle tam bir eski-kent havası çizmekte.Burada içini görmek nasip olmayan St.Peter-St.Paul Katedrali ve eski adı St.Nicolas Katedrali olan şimdiyse Lala Mustafa Paşa Camiisi olarak bilinen yapıyı gezmek mümkün.



Fiyatlar bu mıntıkada Girne'ye nazaran daha pahalı ama benim gitmediğim şehir içinde durum nedir açıkçası bilmiyorum.

Deniz sevenlere bir not:Girne'de kumsaldan denize girmek mümkün değil, buna karşılık Mağusa dünyanın en güzel plajlarından birine sahip.
Diğer iki günümüz yine Girne'yi sokak sokak dolaşarak geçtiğinden dolayı ayrıntıları burada kesiyorum ve ne yenir-ne içilir kısmına dalış yapıyorum...


Sonuçta bir adadan hemde akdenizde bir adadan bahsediyoruz bu sebeple balık,zeytin ve zeytinyağı önemli bir rol oynuyor.Üçüde benim ilk sıralarımda yer almadığı için yorum yapmadan geçiyorum...
İçinde şeftali olmayan şeftali kebabı,türk kahvesine nazaran daha yumuşak içimli con kahvesi,envayi çeşidi olmasına rağmen cevizlisi favorim olan macunları(bir nevi reçel) ve olmazsa olmaz hellim peynirleri Kıbrıs'ın en ünlü damak tatları...


Gelelim gece hayatına;-18 yaşından küçükler bu paragrafı atlayarak aşağılara devam etsinler lütfen-mevsime bağlı olarak ortalık çok kabalık değildi.Barlar ve restoranlar dışında kumarhaneleri ile ünlü olana adaya bir çok insan kumar oynamak için geliyor.Hemen hemen her büyük otelin kumarhanesi mevcut.25 yaşından küçüklerin,orada öğrenim görenlerin ve K.K.T.C vatandaşlarının giremediği kumarhanelerde sıkı giyim kuşam kuralları var.Bazılarında girişte kimlik sorulduğu kumarhanelerde içecek-yiyevek bedava.Büyük masaların ve küçük masaların olduğu canlı oyunlar dışında,para ya da jeton atılan makinelerde mevcut.Kumar kötülüklerin anasıdır asla oynamayın diye sosyal mesajımı vererek bu konudan uzaklaşıyorum.
Bol yürüyüş ve dinlenmeyle geçen ve moral depoladığımız süper ötesi tatilimizi gece uçağıyla dönerek noktaladık...

Bence,
Hayatta bir kere bile olsa gidilip görülmesi gereken yerlerden biri...



3 Mayıs 2013 Cuma

Kış Uykusundan Uyanmak...


Bahar geldi geçiyor...Ben daha yeni kendime gelebildim...Bir sıkıntı,bir stres,bir yoğunluk niye bilmem günler öylece geçti ben debelendim sadece...
Ocak yeni yıl başladı bakalım nasıl geçecek demekle,şubat hastalıklarla,mart sorunlarla,nisan ise değişikliklerle geçti benim için...
Umuyorum mayıs iyi geçecek...

Ocak'ta;Bu kışın en soğuk günlerini yaşadım...
Şubat'ta;Bu kışın son gribini geçirdim...
Mart'ta;Bu kışın son salebini içtim...
Nisan'da;Bu yazın ilk açık hava kahvaltısına gittim...
Mayıs'ta;Bu yazın ilk tatiline çıkıyorum...
Haziran'da;????
Bakalım yaşayıp göreceğiz...

Bence;
Haftaya Kuzey Kıbrıs izlenimlerimle sizinleyin bekleyin...

24 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yılım Kutlu Olsun...


Pek değerli ve sevgili ben;
Hayır tarihleri karıştırmadım niyetim yılbaşına pek yakın olan doğumgünümüzü şimdiden kutlamak...
Her sene yakınırsın ya ikisini birleştirmeyin diye ben şimdididen  bir kutlama ve öğüt mektubu yazayım dedim...
Evetttt....Bir yaşı daha bitiriyoruz artık yolun yarısı deyimini daha yakından hissetmeye de başladık,nerede o sevimli onsekizler,güzel yirmidörtler, yok ama üzülmekte yok, nede olsa yaşadığın hergün bize bir hediye bunu unutma.Ne olmuş işte yorucu bir gün geçirmişsen,ne olmuş çamaşır makinesi bozulup bütün sularını akıtmışsa geçer gider yeter ki sağlığına bir şey olmasın değil mi ama; o yüzden şu bir kaç haftadır bulunduğumuz depresyondan çıkıp önümüzdeki maçlara bakacağız değil mi kuzu?
Depresyon demişken nedir bu sinir hali kızım, önüne gelene çatıyorsun olmuyor ama, artık kahveyi mi azaltırsın,uykunamı dikkat edersin, çikolatamı yersin bilmem ama bir an evvel pozitif günlerine dön,bu arada çikolata konusunuda abartma istersen bir ben var benden içerü durumundasın zaten, azıcık sağlığın için endişelen ve dikkatli ol...
Gelelim bu sene ki yılbaşı listene;bu yıl yok Maldiv'lere gidicem,yok dil öğreneceğim,yok şunu yapacağım bunu yapacağım gibi dergi listesi hazırlama lütfen makul ol;bugünlerde yataktan çıkmayı başarınca zaten meydan savaşı kazanmış gibi oluyorsun bunu dikkate al.
Neşeli uyanmaya çalış,işine dört elle sarıl,ailene iyi davran ve lüften birikmiş ütüleri yap eminim senin için hayat keyifli omaya devam edecek..
Yeni yaşım ve yeni yılım şimdiden kutlu olsun.Yaşasın ben...

Bence:
İyi ki doğmuşum...

30 Kasım 2012 Cuma

Fırınlanmış Ayva Tatlısı...

 


Bugün içimdeki aşçı harekete geçti ve kendimi mutfakta buldum,epey uğraştım ama güzel bir menü oldu...
Günün sürprizi ise fırınlanmış ayva tatlısıydı.Genelde belli bir tarifim olmadan kafama göre yaptığım bu tatlının yapılışına gelirsek...
*İstediğiniz kadar ayva,
*Toz şeker,karanfil...
Ayvaları yıkayıp soyduktan sonra çekirdeklerini çıkartıp bir köşeye ayırın,teflon bir tencereye iç kısımları yukarı bakacak şekilde  ayvaları yerleştirin,her ayvanın göbeğine bir kaç karanfil ve ayva çekirdeği koyup,bir-birbuçuk çorba kaşığı hatta daha tatlı seviyorsanız iki-ikibuçuk çorba kaşığı toz şeker koyup,ayvaların boyu kadar su ekleyin,kısık ateşte ağzı kapalı olarak, ayvalar yumuşayıncaya kadar pişirin...
Normalde bu tatlıyla olan maceram bu noktada son bulurdu,ama bugün dış güçlerin kışkırtmasıyla bir fırın kabına koyup 15-20 dakika kadar fırınladım, sonuç nasıl olacak birazdan göreceğiz.
Merak edenlere günün menüsü:
Mantarlı et sote,pilav,zeytinyağlı yer elması...

Bence;
En kısa zamanda yer elması tarifimle geri döneceğim...



24 Kasım 2012 Cumartesi

Sizi Seviyorum Örtmenim...

Ben okulu hiç bir zaman sevmedim,sabah erken kalkmak,okula gitmek,ödev yapmak,sınavlara çalışıp ya da çalışır numarası yapıp zayıf almak...
Yok ben okulu hiç sevmedim ama serseri bir öğrencide olmadım,üstüm başım hep düzgün oldu , kaldı ki o zamanlar şimdiki öğrencilerin giyindiği gibi de değildi bizim kıyafetlerimiz, sıkıysa etek boyumuz dizin üstünde olsun ya da saçlar açık filan gidelim okula mümkün mü?
Şimdiki liselilere hayret ediyorum valla neyse konuya dönelim,devamsızlık yapmadım,dersi dinledim ama çalışmadım,hep ortalama notlara sahip oldum...
Bütün lise hayatım boyunca bir tek ikinci sınıfta takdir aldım o da sadece bir dönem içindi.Üniversiteyi kazanmak beni ve ailemi özellikle annemi şoka sokmuştu...Garibim baktı ki bende hayır yok "Allahtan kız evlendiririz olur biter" diye kendini avuturdu...
Bütün zorunlu eğitim hayatımı yalancı çıkarmak istercesine üniversite yıllarım daha başarılıydı sonuçta teklemeden bitirdik...
Her şey bir yana öğrencilik hayatımın en güzel anılarına sahip oldum üniversitede,aslında her okul dönemine damgasına vuran şeyler var benim için...
İlkokulda değiştirdiğim üç farklı öğretmen,orta ikide coğrafya yazılısında kopya ile yakalanmam,lisede yaşadığım her tatlı an,hayatımın neredeyse üçte birini eğitilerek geçirdim,her okulda her sınıfta iyi,kötü birşeyler öğrendim,bugün bile devam eden arkadaşlıklar kurdum...
Gittiğim okullar ve okulların olmazsa olmazı öğretmenler sayesinde...İlkokuldan,üniversiteye benimle ilgilenen her öğretmene bildiğim öğrendiğim dersler kadar, karakterimi oluşturan noktalardan birini de borçluyum hepsine teşekkür ederim;
Öğretmenler gününüz kutlu olsun...

Bence;
Öğretmeninizi arayın...Ben öyle yapacağım, bütün öğretmenlerim arasında hayat görüşü,eğitim ve öğretim sistemi çok farklı, çok özel ve bildiğim en iyi öğretmen, beni ilkokul üçüncü sınıftan beşinci sınıfın sonuna kadar okutan sevgili öğretmenimi...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Babamı Hatırlamak...

Babamı hatırlıyorum duyduğum limon kolonyasında,ceketin içindeki gri balıkçı yaka kazakta,pırıl pırıl parlayan siyah ayakkabılarda...
Babamı hatırlıyorum şakakları kırlaşmış siyah saçlarda,her akşam yemekte olması gereken çorbada...
Babamı hatırlıyorum kapının dibinde duran kahverengi terliklerde,balkonda çekilmiş son resminde,hatıra defterime yazılmış birkaç cümleyle...
Babamı hatırlıyorum cüzdanımda uğur parası olarak taşıdığım 100 lirayı her görüşte,ağladığımı hatırlıyorum bizi bırakıp gittiğin Kasımın 12'sinde;
Bir tek sesini hatırlayamıyorum babacığım, çünkü 24 yıl oldu bu gece...

Bence;
İnanıyorum ki annemle babam beraber ve izliyorlar,umarım onların gurur duyduğu bir evlat olabilmişimdir...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Bayram,Bir Nişan,Bir Düğün...

Bayramın arkasına bir kaç gün eklediğiniz tatiliniz bitti mi?Benim bitmedi...

Yani hala tatildeyim...

Araplı sırtlarından Şarköy...
Bu gereksiz bilgilendirmenin ardından gelelim geçen haftanın temposuna yoğun bir bayram haftası yaşarken birde işin içine bir nişanla bir düğün girince çıktı yoğunluk iki katına...
Bayram tam bir aile ziyafetiydi.Bize gelenler ardından bizim ziyeret ettiklerimiz derken birkaç çeşit baklava,bir büzme tatlısı,kadayıf,şekerpare,şöbiyet ve adını bilmediğim bir tatlının tadına bakmış oldum bu konuyu fazla uzatmak istemesem de şahsi favorim olan şekerpare listenin bir numarasıydı...
 
 
Şarköy Limanı
Aile ziyareti için bulunduğumuz Marmara'nın incisi Şarköy'de  bayramın ikinci günü bir nişana katıldık, bazı şartlardan dolayı fazla uzun kalamasam da gencecik iki insanın mutluluğuna tanıklık ettim (gerçekten gençler gelin 18, damat ise ondan bir kaç yaş büyük) sanırım düğün seneye, yani hala vazgeçmek için zamanları var;İşin şakası bir yana birbirlerine çok uymuş ve sevimli bir çift olmuşlar umalım mutlu olsunlar.Damat tarafı olarak pek bir ağır takıldık öyle çok ortalığa akmadık ama bunun düğünü de var...
Gelelim gittiğimiz diğer törene;Efenim düğün İstanbul'daydı...

Düğün Mekanı...

Tabii toplaştık,çocuk çombalak düştük yollara;Çok kaliteli ve hoş bir akşam oldu.Bu sefer kız tarafı olarak gelinin güzelliğiyle gururlandık,bol bol oynadık,eğlendik,verdik kızımızı geldik...

Nikah şekerleri törenin kendisi gibi çok zarifti...

Geldik ama nasıl bir sorun?
Ertesi gün, İstanbul'dan kaybola kaybola Şarköy'e doğru yola çıktık,yeri gelmişken karayollarına buradan sesleniyorum lütfen Edirne tabelalarını biraz daha büyük yapın aynı yolu iki kere geçtik olmadı yani...
Neyse sonunda doğru yolu bulunca birkaç saat sonra Tekirdağ'a ulaştık.

Resim çekmek aklıma gelene kadar yarısını yedim tabağın o kadar lezzetli yani...
Amanın birde baktık  acıkmışız sonrası bir ziyafet, gelsin Tekirdağ köfteleri gitsin Tahinli Hayrabolu tatlıları...

Bu sefer hazırdım önce resim...


Karnımızda doyunca bindik arabamıza doğru eve...
Yaşasın bayram...

Bence,
Tatile devam ama bana yine yollar gözüktü yarın istikamet ev...Bir daha ki yazıda evdeyiz;bekleriz...

17 Ağustos 2012 Cuma

Buruk Bir Bayram Yazısı...

Bayramları sever misiniz?Ben severim...


Bayramlar bana hep mutluluğu,beraberliği çağrıştırır.Belki gelenekçi bir yapıya sahip olduğum için,bayramlarda sabah erken kalkmak,yeni kıyafetler giymek,kapının çalınmasını beklemek ardından büyüklere ziyerete gitmek anlamlı bulduğum kadar zevk aldığım alışkanlıklardandır.
Yarından itibaren yoğun olacağım için şöyle neşeli bir bayram hikayesi paylaşmak istedim ama birden gözüm tarihe ilişti;bugün 17 Ağustos,on üç yıl önce 45 saniyeyle kafamıza kazınan gün...
Depremi birebir yaşamasam da (tatildeydim çünkü) etkilerini birebir yaşadım...
Çocukluğumdan beri yaşadığım bölge yerle bir oldu,evimi kaybettim daha önemlisi ve daha korkuncu tanıdıklarımı,arkadaşlarımı,öğretmenlerimi kaybettim...
13 yıl önce bugün Ege'de bir otelde, televizyon karşısında, elimde telefon sevdiklerime ulaşmaya çalışıyordum, kimini buldum kimini bulamadım...
Filiz'de onlardan biri...
Neden bugün özellikle onu hatırladım bilmiyorum ama sabahtan beri yüzü gözümün önünde;benim ilkokul arkadaşımdı o.Laf aramızda birazda kıskanırdım,sınıfın en çalışkan kızıydı çünkü,yazısı en güzel olandı.Yakası en kolalı onun durur,saç kurdelesi hep en düzgün bağlanmış olurdu.
Tertip düzen denince hep o örnek gösterilirdi...
Öğretmen olmak isterdi diye hatırlıyorum.İlkokul bittikten sonra farklı yönlere gittik.Ondan senelerce hiç haber almadım ta ki depremde bulunduğu binanın çöktüğünü öğreninceye kadar.Sabaha karşı 45 saniye ve Filiz,annesi ve kızkardeşi yoktu artık...
Onların ki o dönemde yaşanmış binlerce dramdan sadece biri, onlar ve nicesi için en güzel bayramı en sevdiklerimizle beraber,mutlulukla,sevgiyle kutlayalım...
Şekerle kalın...

Bence;
Bayramı tatil fırsatı olarak görmeyin,bir kase şekerde,kapıyı çalan çocukta,aldığınız yeni kıyafette,yediğiniz tatlıda,öptüğünüz her elde yaşayın...
İyi Bayramlar...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Yaşlılara İtinayla Yer Verilir!!!!

Sakar mısınız?Ben öyleyim...

Bol bol düşerim,ayakkabımı bağlamak için eğildiğimde kafamı duvar,ayna ne varsa yakında  çarparım,elimi kolumu bir yerlere vururum vs. vs. artık öyle alıştım ki acımıyor bile, ama bir seferinde öyle bir şey yaptım ki;
Efenim tarih üniversite yılları, sabahın köründe otobüsteyim kucağımda kitaplarım uykuyla uyanıklık arasında gidip geliyorum tam o sırada duraktan yaşlı mı yaşlı ufak tefek bir amca bindi, ben tabi onu görür görmez ayağa kalkıp yer verdim, amca oturmak için hamle yaptı bende yolundan çekilmek için ve tam o sırada otobüs hareket etti.Benimde bir elimde kitaplar var diğer elimle bir yere tutunayım diye elimi bütün gücümle savurunca haşmetli bir osmanlı tokadı şeklinde amcanın yanağına yapıştırdım.Ama ne vurmak beş parmağımın izi çıktı yanağında, zavallım elini yanağına götürüp ahladı, ben utanç içinde özür dilemeye çalışırken amca duruma açıklık getirdi.
"Ben oturmasam da olur..."

Bence,
Ben hala üzülürüm amcanın haline, ama bütün otobüs iyi eğlenmişti...

Ey Aşk...İlk Aşk...En Aşk...

Hayatın on altısında, kalbin baharında, Ege'nin serin sularında; Yeşil gözlerle baktı bana aşk. Ey aşk,ilk aşk,en aşk... Yıllar geç...